KUM SAATİ
Kendini öldürmenin yüzlerce yolu var. Bunlardan bir taneside…
Bir sarhoşun banka duvarında oturarak uzattığı ayaklarının üzerinden atlayıp son kalan üç kuruşunu çekmek için bankamatik önüne geldi. Normalde titremezdi elleri ama bu gün normal değildi hiçbir şey ve sigara içmeli idi. Bir kaç gündür içmemeye çalışarak verdiği emeklerin boşa gideceğini biliyordu elbette ama bu sefer –cidden- bir sigaraya ihtiyacı vardı. Çok garip bir gün oluyordu. Bandajlı eli ile zor olacağından, diğer eli ile uzanıp cüzdanını çıkardı. Kartını yanan led uyarı lambasının altında ki deliğe sokup şifre ekranını beklemeye başladı. Kısa bip sesini duyunca şifresini girip tutarı seçti. Makine içerisinde ki uğultular sona erdiğinde önce kartını verdi. Kartı cüdanına tıkmıştı ki, açılan bölmeden son yirmi lirasını gördü. Alıp cebine atarken hissetti sivri metalin koltuk altındaki baskısını. Ne olduğunu ve bundan sonra ne olacağını biliyordu elbette.
- Şimdi o parayı bana vereceksin.
- Yirmi lira için değmez. Derken sesi tanımasına da, söylediklerine de, kendi ağzından çıkan sözlere de şaşırdı.
Şimdi yüzünü ona dönecek, gaspçısı da kendisi gibi gördüğü surat karşısında şaşıracak, panikle bıçağı ile hamle yapacak, sonra kaburgalarının arasından kalbine bastırıp korkarak kaçacaktı. Duvar kenarına kendisini bırakırken, o, bıçağını cebine koyup, tedirgin ama acele adımlarla uzaklaşacaktı. Göz ucu ile az evvel üzerinden atladığı, kenarda oturan adamın kaybolduğunu fark etti önce, sonra teslim olup yüzünü gaspçısına döndü.
Herşey birkaç saniye içerisinde oldu. Adam yüzünü ona döndüğünde donup kalmıştı. Kaşları, sakalı, sesi. Bir anlık panikle bıçağı saplayıvermişti işte. Montu, gömleği nihayet deriyi yırtıp ete giren bıçağın, kaburgalar yüzünden yön değiştirmesi ve nihayetinde onun büyüyen göz bebeklerini görüp yeniden bıçağı çekip, uzaklara, çok uzaklara kaçma isteği. Aslında istediği sadece bir sigara parası idi. başka çaresi olmasa bunu zaten yapmazdı, kaldı ki öyle birisi değildi zaten.
Bıçağı katlamaya çalışırken kestiği elinin acısına aldırmadan uzaklaştı. Arkasına bakamadı korkudan. Şu an ayakları yerine kanatları olsa bulutları yarıp atmak isterdi kendisini. Dünyanın herhangi bir yerinde her hangi bir kara parçasına. Buradan olabildiğince uzağa. Sokağın köşesini dönüp duvara verdi sırtını. Orada az evvel ne olmuştu öyle? Kimi yaralamıştı, belki de öldürmüştü!
Aman tanrım!
Sokağı yürümeye devam etti. Köşede ışıkları yanan dükkanı gördüğünde oraya doğru hızlandı. Yaklaştığında ise sigara hayalleri uçtu çünkü orası nöbetçi eczane idi. Cebinden çıkardığı eline baktı. Derin sayılmazdı ama azda olsa kanıyordu ve çok acıyordu anlamsız bir şekilde. Normalde bu kadar acımayacak yaranın az evvel yediği halta karşılık mı bu kadar canını yaktığını düşünmekten alıkoyamadan kendini itti kapıyı. Eczacı uykusuz gözleri ile içeri giren kendisine bakınca;
- İyi akşamlar kolay gelsin.
- Hoşgeldiniz, buyrun?
- Elimi kestimde, sarabilir misiniz acaba?
- Tabii buyurun şöyle yaraya bakıp halledeyim hemen.
Eczacı canını yakmamaya çalışarak, özenle yarayı temizledi. Bir kutudan tampon ve bant çıkarıp güzelce sardı yarayı.
- Yarın gün içerisinde hastaneye uğrayın mutlaka, tetanoz olmaması için iğne yaptırmalısınız.
- Mutlaka uğrarım, borcum ne kadar?
- Önemli değil, üç beş bir şey atın yeter. Pansumanın bir bedeli yok, kaldı ki yaranıza çok bir malzeme de harcamadım zaten.
- Karttan çekebilir misiniz rica etsem?
- Sonrada verebilirsiniz yoksa, cidden önemli değil.
- Yok, on lira çekin lütfen.
Eczacı kartı alıp makineye yerleştirdi ve tutarı girip şifre ekranını kendisine uzattı. Şifreyi girdikten sonra kendi nüshasını alıp teşekkür etti. Kartını cüzdanına koyarken;
- Burada sigara alabileceğim bir yer var mı acaba?
- Sokağı devam edin, sağa döndüğünüzde büfe olacak.
- Tekrar teşekkür ederim.
Uzakta siren sesleri duydu eczaneden dışarı çıktığında. Acaba ölmüş müydü? Polisler onu yakalayabilir miydi? Bıçaktan kurtulmayı düşündüyse de buraya, sokağın ortasına, hele olay yerine bu kadar yakın sayılabilecek bir yere atmakta akıllıca olmacaktı. Sokağı devam ederken kafasında binlerce düşünce sürekli yer değiştiriyordu. Geldiği istikametin tersinehızlandı. Uzaklaşmalıydı. Bir otomobilin yanından köşeyi döndü. Ana caddeye çıkıverdi birden. Büfeyi gördü. Sonunda bir sigara içebileceği için mutlu olmuştu kendi kendine.
- Bir kısa camel alabilir miyim? Derken kartını uzattı.
- Tabi ama kusura bakmayın kartla veremiyorum. Şurada bankamatikler var, oradan çekebilirsiniz.
Büfecinin gösterdiği yöne döndüğünde kanı çekildi. Ya beyni ona bir oyun oynuyordu ya da bu gün çok garip bir gündü. Kaldı ki, az evvel birini öldürmüştü belki de ve beyin bu gibi durumlarda insanın algısına oyunlar oynayabilirdi pekala. Bunun bir kafa karışıklığı olduğuna kendini ikna edip –ki sigara içmek zorundaydı- bankamatiğe doğru ilerledi. Vitrin camlarından yansıyan kendi aksine bakmamaya çalışarak ve korkarak devam etti. Bir sarhoşun banka duvarında oturarak uzattığı ayaklarının üzerinden atlayıp son kalan üç kuruşunu çekmek için bankamatik önüne geldi. Normalde titremezdi elleri ama bu gün normal değildi hiçbir şey ve sigara içmeli idi. Bir kaç gündür içmemeye çalışarak verdiği emeklerin boşa gideceğini biliyordu elbette ama bu sefer –cidden- bir sigaraya ihtiyacı vardı. Çok garip bir gün oluyordu. Bandajlı eli ile zor olacağından, diğer eli ile uzanıp cüzdanını çıkardı. Kartını yanan led uyarı lambasının altında ki deliğe sokup şifre ekranını beklemeye başladı. Kısa bip sesini duyunca şifresini girip tutarı seçti. Makine içerisinde ki uğultular sona erdiğinde önce kartını verdi. Kartı cüdanına tıkmıştı ki, açılan bölmeden son yirmi lirasını gördü. Alıp cebine atarken hissetti sivri metalin koltuk altındaki baskısını. Ne olduğunu ve bundan sonra ne olacağını biliyordu elbette.
Kendini öldürmenin yüzlerce yolu var. Bunlardan bir taneside delirmekti galiba…